Seninle biraz konuşmalıyız

Brain damage,
ever since the day
I was born ♫

twitter:@callme_sed

Yeni Seyahat bloğum

Yurtdışında nerelere gidilir? Hangi ülkelerde neler var? İnsanları nasıl? En güzel yemek yerleri ve daha bir sürü bir sürü yazı fotoğraf video hatta röportajlar 15 ağustostan itibaren > www.sedaariturk.com

Japon kadının ne işi var?

Japonya’dayım.

Bir aile var. Kadın adam ve 10 yaşlarında küçük bir kız…

Adam kadına şiddet uyguluyor.

Adamı durdurmaya çalışırken yanlışlıkla kadınla beraber öldürüverdik.

GEMİYLE Türkiye’ye geldik. Karavanın içinde. Her yeri stor perdeli.

Karavanın tuvaleti hamam gibi diye dalga geçiyorum.

Karavanın içinde gameboy tarzı bir şeyin bir sürü oyunu var. Koleksiyon gibi.

Japon kız çok güzel giyiniyor bu arada.

Bizim yazlığa geldik. Karavanı zor kullandım ne yalan diyeyim.

Varınca kadının bütün kıyafetlerini çıkarttım. Hatta içlerinde çok güzel pembe bir ceket vardı. 

Bir de nasıl sığdıysa kırmızı hayvani bir koltuk çıkarttım, bizim eve koydum.

Kafede oturduk gece 4’e kadar geri dönerken ben arabayla kadın küçük kızıyla yürüyerek eve döndü. Niyeyseeee.

Eve geldiğimde karavanla geldiğimi farkedip kendi arabamı kafenin ordan almak için yürüyerek aşağı indim. 3 harfliler dadandı. Bozuk gözüm karanlıkta daha da berbat gördüğünden iyice panikledim. Gözlüğümü karavanda unuttuğumu hatırlayıp deli gibi koşmaya başladım. Kafenin ordaki büyük otoparka çıktım kalabalık ve ışıklı olduğundan rahatlamıştım. Hatta orada kırmızı bir ferrari vardı bakmadan edemedim. Arabamı alıp yukarı çıktım.

Ertesi günü öldürdüğümüzü sandığımız “koca” baya paçavra bir biçimde karşımıza çıktı.

Nasıl buldu bizi hala çözemedim.

O kadar zahmeti çekmeme rağmen kadın adamla konuştu ve barıştı. Adam da baya pişman gözüküyordu bir şey diyemedim.

Karavana “hey guys” başlığı altında bir mektup yazdım. Gözlüğümü de kapıp çıktım karavandan.

Gitmeden kaynaştık adamla. Karavanı istedim bunca zahmete karşılık, güldü sadece. Oyun koleksiyonunu isteyince de ciddileşti. Vermedi hiçbir şey. 

Karavana binip gittiler. Ben yorgun argın arkalarından bakarken elim bomboş diye düşünüyordum. Sonra bir sürü kıyafet ve koltuğa konduğumu farkedip sevindim. Eve geldim ondan kalanlara sarıldım. Bir sürüydü.

Harfi harfine gerçekten ben bu rüyayı gördüm. Hala şaşkınım ve kıyafetlerin rüya olduğunu öğrendiğim için fazlasıyla depresyondayım. 

YORUMLAYABİLEN?

 

Hoşçakal Adile’m

Bir ayrılık hikayesi…

Evet aşk var ama bir erkek bir kadın arasındaki aşktan bahsetmeyeceğim.

Torun-anneanne aşkından.

Son zamanlarda duyduğum en sıkıcı söz: 91 yaşına kadar dolu dolu yaşadı, acı çekmeden öldü.

Ağlamaktan hiçbirine “bizde biliyoruz” diyemedim.

Son zamanlarda duyduğum en sinir cümle ise: Annene sahip çıkmalısın, metanetli olmasın aaa bu ne böyle.

Ağlamaktan hiçbirine “siktir git” diyemedim.

Anneannem tapılası bir kadındı. 2 oğlunu ve kocasını erken yaşta kaybetti. Beni o büyüttü. Okuldan aldığı günleri unutmuyorum. Cebinde 3000 lirası(eski para) varken eve yemek almak yerine bana atlayıp zıplamam için lastik alan bir kadındı.

Bana küçük adile derlerdi çünkü sülalede çocukları da dahil ona tek benzeyen bendim. Tipimle, inadımla, tüm karakterimle…

Çok güzel börek yapardı. Her bayram zeytin yağlı ve börekle misafirlerini ağırlardı. Kulağı duymadığı için inanılmaz hatalar yapar bizi gülmekten öldürürdü. Güzel bir kulaklıkla bizi fazlasıyla duymaya başlamıştı.

Her telefon açana “bizim burda fasulya 3 lira sizin orda ne kadar?” diye sorardı. Fasulyeye fasulya elektriğe alektrik derdi. Kapıyı açma dememize rağmen önüne gelene kapıyı açıp yüreklerimizi hoplatırdı.

Ahmet Kaya’nın ismini unutup “aa o adam vardı ya hani Taş Ahmet” diyerek hafızalarımıza kazınmış bir kadındı. 

Ne zaman “kadifeden kesesi” çalsa onu hatırlayacağım. Büyük anneannem ve anneannem o şarkıyı çok severdi.

Geceleri beni uyutmak için keloğlan ve dev anasını anlatırdı. O masalı hiç bir çocuğa anlatmayın zira gerilim dolu bir korku romanı bence. Bazen de dayılarım ve dedemin ölümünü anlatırdı, masal gibi. Masallar hep mutlu sonla biter gerçi ama trajedisi aynı.

ona hep “aşkım” derdim, yanağından gerdanından sıkı sıkı öperdim. Aileme taparım ama herzaman anneannem ve ablam derim.

Aylar önce katarak ve göz tansiyonundan gözlerini de kaybetti. Her zaman istediği şey ve benim de istediğim şey gelinliklerle beni görmeyecek olmasıydı. Ama ne olursa olsun onu düğünüme getiricektim. sırtımda da taşısam getiricektim. Damadının ve benim mutlu sesimi duymasını istiyordum. Nasip değilmiş ama kahroluyorum. Sanki artık evlenmemin hiç anlamı kalmamış gibi.

Grip olunca 2 gün antibiyotik verdik. Ben grip biliyordum tabii bütün sülale öleceğini anlamış. Ambulansla hastaneye götürüleceğini son anda anladım, koştum.Yetiştim. Yüzü şişmiş, kapkara gözleri grileşmişti. Bilinci açıktı. Hemde çok açıktı. Çok fazla kan alınınca bana “aaa kaçalım burdan başka yere gidelim” dedi hatta güldük.

Ertesi günü annem eve getirdik anneanneni gerek kalmadı daha kalmasına diyince çok sevindim. Herkes onun evine gitti. Bende köpeğimin mamasını alıp biraz gezdirmek üzere dışarı çıktım. Kalabalık geçsin anneanneme giderim bi güzel başbaşa oluruz diye düşünüyordum. Meğerse hastanede yapıcak bir şey olmadığı için evinde ölmek istediği için getirmişler.

Şans eseri kuzenimin çocuğunu gördüm. dışardayım. Gülümsüyorum. “anneannen öldü senin burda ne işin var?” dedi. Suratımın nasıl bir hale geldiğini tahmin bile edemiyorum. Selçuk ciddi misin? Bak böyle şaka olmaz dediğimde bir anlık duraksamayla “şaka kızım” dedi. Ağır küfür edip yürüdüm. Sonra selçuk’un duraksaması gözümün önüne geldi. Abimi aradım, anneannemi telefona istedim. Vermedikleri an o yolu ağlaya ağlaya nasıl gittim bilmiyorum.

Direk odasına gittim, üstü tamamen örtülü bir bacağı dışarda duruyordu. Bu kadar yüksek sesle bağırabileceğimi ilk defa gördüm. Açtırtmadılar herkesi ittim. Hani “aşkım der yanağından boynundan öperdim ya onu, ölüsüne de aynısını yaptım. Ağzını kapattım, gözlerini kapatabildiğim kadar kapattım. Kalbine baktım belki atar diye, sarstım azıcık belki döner diye pamuk cildini öptüm öptüm sarıldım sıcaklığımdan oda ısınır soğuk kalmassa yaşar diye. Nasıl hayata dönmedi diye şaşırdığımı hatırlıyorum. O kadar çok öptüm sarıldım ki yaşamaya başlaması gerekiyordu. Sıcak gözyaşımın can vermesini bekledim. Canım anneannem tek aşkım artık gitmişti. Ama eve dönene kadar hiç bırakmadım onu. Elini tuttum. 1944’te taktığı evlilik yüzüğü hala parmağındaydı. 45 sene önce ölmüş kocasının ismi yazıyordu içinde. Aldım ve hiç çıkarmamak üzere parmağıma taktım.

Göz yaşlarım durmadı o gece. Ertesi günde. Onu kaybetmenin yanı sıra ölümden sonra ne olduğunu asla kestiremediğim için korkuyordum. Ya yalnızsa, ya korkuyorsa, ya ölmek istemiyorsa, ya canı acıyorsa, ya bana “beni dirilt” demeye çalışıyorsa ve ben duymuyorsam ya bizden ayrılmak istemiyorsa, ya hüngür hüngür aslında ağlıyorsa. Korkunç bir şey. Her zaman yanımda olan anneannemin ya yanında olamıyorsam…

Tabutunu getirdiklerinde üstüne eşarplarından birini de koymuşlardı. Tek başına o tabutta korkar diye hep başında durdum üstüne yattım seslendim onu ne kadar çok sevdiğimi söyledim. Elimden gelenin bu kadar olması kanıma çok dokunuyordu. İstese canımı vereceğim anneanneme canımı veremiyordum.

Mezarlıkta onu ölen 2 dayım dedem annesi ve babası karşıladı. Biricik kocasının üzerine gömdük. Yanında yatan sudi dayımın toprağına oturup ağladığımı hatırlıyorum. İmamın sesini bastırırcasına ağlamak artık başımı döndürüyor nefesimi kesiyordu. Evden aldığım 3 fotoğraf vardı. Benim küçüklüğüm anneannemin kucağında, benim onunla son halim ve dedemle düğün fotoğrafı. Üstüne koydum öyle toprak atmaya başladık. 

Herşey olup bittikten sonra uzaktan baktığımda anneannem yoktu artık. Dümdüz bir toprak. Onu bir daha göremeyecek olduğum için tekrar açmak istedim içten içe. Ziyaretine geldiğimde sonsuza dek görebileceğim tek şey dümdüz topraktı. Kahkahası, gülen yüzü, bağırarak konuşması, asla susmaması yok artık. Şimdi tamamen sustu.

Evet 91 sene yaşadı evet acı çekmeden uykuya dalar gibi uyudu evet çok şükür. Ama bir parçam yok artık yani ve bunun için yapabileceğim hiç birşey yok. O yüzden cenazede gelip bana söylenen saçma şeylere çok kızıyorum ve kinleniyorum.

Neyse demem o ki; biraz rahatlamak ve bugünü yazıya dökerek sonsuzlaştırmak istedim. Çok acı çektiğim bir gün ama asla unutmak istemiyorum. Çünkü bugünün detaylarını ve acılarımın küçük de olsa bir kısmını unutursam onu üzerim diye düşünüyorum. Acım taze günlük hayatıma elbet döneceğim biliyorum ama içimdeki acı asla azalmayacak. Onu hiç unutmayacağım umarım bir gün onun pamuk yanaklarını yine öpebilirim. 

Tek isteğim “cennet”in varolması. Çünkü varsa oraya gideceğinden yüzde yüz eminim. Dedemi ve dayılarımı benim için de bol bol öp. Seni çok seviyorum anneannem. 

Hoşçakal.

There’s a look on your face I would like to knock out
See the sin in your grin and the shape of your mouth
All I want is to see you in terrible pain
Though we won’t ever meet I remember your name

Can’t believe you were once just like anyone else 
Then you grew and became like the devil himself
Pray to god I can think of a nice thing to say
But I don’t think I can so fuck you anyway

You are scum, you are scum and I hope that you know
That the cracks in your smile are beginning to show
Now the world needs to see that it’s time you should go
There’s no light in your eyes and your brain is too slow

Can’t believe you were once just like anyone else
Then you grew and became like the devil himself
Pray to god I can think of a nice thing to say 
But I don’t think I can, so fuck you anyway

Bet you sleep like a child with your thumb in your mouth
I could creep up beside put a gun in your mouth
Makes me sick when I hear all the shit that you say
So much crap coming out it must take you all day
There’s a space kept in hell with your name on the seat
With a spike in the chair just to make it complete
When you look at yourself do you see what I see
If you do why the fuck are you looking at me

Why the fuck why the fuck are you looking at me

There’s a time for us all and I think yours has been
Can you please hurry up ‘cos I find you obscene
We can’t wait for the day that you’re never around
When that face isn’t here and you rot underground

Can’t believe you were once just like anyone else
Then you grew and became like the devil himself
Pray to god I can think of a nice thing to say 
But I don’t think I can so fuck you anyway 

Gece 2’de sokak kapısını neden bıçakla açtım?

Son zamanlarda aksiyonum bol, sinirim tepemde, hep bir olay, hep bir olay derken son 2 gündür sosyal ağlarda dahil herşeyden elimi kolumu çekmiş durumdaydım. Biraz sakinleşeyim, hayatım monotonlaşsın istedim. ACABA MÜMKÜN MÜ? DEĞİL. 

Sabah yazlığa gittim. Bütün gün havuzun dibine girip durdum sessizliğe muhtaçlığımdan. Yer yer ölü gibi suyun üstünde yatıp sadece havuzun içindeki sessizliği dinledim. Çok ama çok iyi geldi. Eve döndüm, dizimi açtım, dondurmamı yedim. Daha keyifli bir gün olamazdı benim için. Ailem yazlıkta, evde bir tek köpeğim Meymen ve Lali var. Lali’de çok uzun zamandır bize çalışan artık nerdeyse 2. annem gibi olmuş, 50 yaşına merdiven dayamış bir kadıncağız.

Neyse gece 2’de arkadaşımla konuşurken içerden “çıtçıtçıtçıt” musluk damlamasına benzer ama daha başka bir ses duydum. Yavaşça kalktım, sesin olduğu yere doğru gittim. Lan sokak kapısının arkasından, apartmanın içinden geliyor ses. Dinliyorum dinliyorum hiçbir halta benzetemiyorum. Bir tırsma, bir çiş gelmesi bende. Lan biri komşuların kapısını falan zorluyolarsa biliyorsunuz ki benim gizli karakterim Hulkiye iş başında olmalı. Gittim mutfağa, 2 tane ekmek bıçağını aldım, kapının önüne geldim. “YA ALLAH” diyerek kapıyı açtım. Bir duruşum var ninja, ninja. Tek farkım pembe t-shirt kıçı açık halde kapıyı açmış olmam. Süperman’in kıyafetine özenmiş donlu raziyeyim o sırada. Ben kapıyı açtığım an ses kesildi ama karanlık hiçbir şey yok. 

"Kim var orada?" dedim, ses yok. 

"Polisi arıyorum görürsün" diyip bir triple kapıyı hızla kapattım. Hemen telefona koşup balkona uçtum. Bir yandan apartman kapısını kesiyorum çıkan olucakmı diye ki çıkan olsa n’olcak? 7. kattayım. Atıcılık bilmem oku beynine saplayayım. Zaten okum da yok. Adama balkondaki soğanları mı atıcam? Ama çok eminim çıkacağına çünkü "polis çağıracağıım" dedim.

Neyse, bir yandan aşağıyı kesiyorum, bir yandan kapıcı Süleyman Amca’yı arıyorum. Karısı açtı, dedim Fatma Abla böyle böyle. “Bakar süleyman” dedi ama kaile alınmamış olucam ki kimse yukarı çıkmadı. Oturdum bilgisayar başına. Tam daldım yine çıtçıtçıt! Dedim bu sefer ananı siktim. Kapıyı açmadan çömeldim yere, sesi dinliyodum ki köpeğim geldi yanıma o da hırlıyor. HAH dedim kesin hırsız. Köpeğim k9 ya sanki, önüne geleni yalayan yavşayan köpek ne anlasın hırsızdan. Ama o sırada tamamen halkın kahramanı olduğumu sandığım için köpeğime de baya misyon yüklemişim istemeden. Dinliyorum dinliyorum. Kapıyı açıcam, açıcam da hala “donlu raziye”yim. İçeri gidip bir şey giyinmeyi düşünürken Lali kalktı. 

Hala düzeltemediği Türkçesiyle;

-Seğda ne buğ? Ne oldu? dedi.

-Dinle Lali hırsız galiba. dedim.

Uyku sersemi geldi yanıma 2 saniye dinledi dinlemedi;

-Seğda o ses böcek çıkarıyo. Akşam meymen üstü zıpladı. DEDİ.

(seda o sesi böcek çıkarıyor, akşam üstü meymenin üzerine zıpladı)

BÖCEK.

2 EKMEK BIÇAĞIYLA KAPIYI AÇIP NİNJA DURUŞUMU SERGİLEDİĞİM, HATTA ÜSTÜNE POLİSİ ARIYORUM DİYE TEHDİT ETTİĞİM BİR BÖCEKMİŞ.

Hayır, herşeyi bir kenara bıraktım acaba polis çağırsaydım n’olcaktı?

"Seda Hanım sizi gerizekalı olmaktan ötürü tutukluyorum" mu diyecekti?

Yoksa böceği kelepçeleyip nezarethaneye mi atıcaktı? 

Anlayacağınız gibi bir anda havalı kimliğim puf diye uçtu ve ben kapının orada çömelmiş bir halde düşünüyordum; annem beni doğurmadan önce gerizekalı olduğumu anlamış mıdır ve buna rağmen doğurmaya karar vericek kadar salak mıdır? diye. 

Kös kös odama döndüm. Aksiyonsuz geçmesi gereken akşamı sahte bir aksiyonla geçirmiş olmanın verdiği göt olma hissiyle bilgisayar başına oturdum. Şimdi yatağıma gidip tavana bakarak düşünücem izninizle. Hepinize iyi sabahlar diler, gözlerinizden öperim.

Sed.

NOT: BÖCEK YAKALANMADI.

Bu da bir rüya

Rüyamda burnumun üstündeki derinin içine ince bir tel takıyorlar. 7-8 kişi benim hafızamı kaybetmemi sağlıyorlar bir çeşit sıvıyla. Ama ben üstüm zekamla her şeyi hatırlıyorum. Meğer rüyamdaki sevgilim ve babası insanlar üzerinde deney yapıyorlarmış, ben de denekmişim. Onlardan çaktırmadan kaçmaya çalışıyorum. Kocaman bir evleri var. Sürekli kayboluyorum sonra sevgilim beni yakalıyor. Onu öldürüp evden kaçıyorum. İnsanlığa bir konuşma yapıyorum ve sevgilimle ailesinin nasıl bir tarikat olduğunu anlatıyorum. Üzerlerinde sanırım yeşil kırmızı bir forma vardı, onu anlatıyorum. Koca bir hendeğin bir tarafında onlar bir tarafında biz varız. Savaş başlıyor. İnsanlar ölüyor. Onların hepsi ölüyor fakat bir tanesi kaçıyor ve hepimizi bir çakmak boyutunda küçültüyor. Küçük olduğumuz için kolayca saklanabiliyoruz. Ama insanlar raflarda biblo taklidi yaptığı için kolayca yakalanıyorlar. Ben ve grubum genelde bir evin yatağının altına saklanıyoruz. Yada pervaz köşelerinde oluyoruz ezilmemek için. Sonra ben tek kalıyorum, elimde yumurtalığım ve bir cenin. Henüz doğmamış ama ölmemiş de. İnsanlık üremesin diye onun peşine düşüyorlar. Ben yakalanırsam o da ölücek diye onu plastik bir mankenin içine koyuyorum ve sıcak bir yere götürüyorum. Sonrasını hatırlamıyorum. Rüya tabiri yapabilicek olan var mı buna?????

Köpek olan kim aslında?

Köpeklerini taşınma / sağlık / bakamamak / çok gürültü çıkarması / ilgi istemesi sebebiyle sokağa atan veya başkasına veren insanlar, bebeklerine de aynı şeyi neden yapmıyor? 

- Yurtdışına taşınıyoruz, vericez.
- Bebeğimiz olucak, vericez.
- Hergün çişe çıkar falan yapamıyoruz, vericez.
- Çok bağırıyo, vericez. 

Not: Köpek kılı yutan insanda kist olmaz. Aşısız köpeğin kakasında parazit varsa ve makat bölümündeki tüye bulaşmışsa ve siz o tüyü yutarsanız kist olursunuz.

Not 2: Saldırgan köpek yoktur. Eğitimi saldırma üzerine veren sahip vardır. Pitbullar, rotlar güçlü köpeklerdir evet, insanı öldürebilir ama siz onu koruma köpeği olsun diye eğitirseniz yanlış olarak bu güçlerini kullanmasını öğretirsiniz. 

Not 3: Sevgili(!) belediyeler, zehirleyip bi kenara atarak sokak köpeklerin soyunu tüketemessiniz. Hepsini kısırlaştırırsanız zamanla yok olacaklardır zaten. Tabi insan denen yaratıklar sokağa atmadığı sürece.

Sonuç: Köpekten üstün olan insanoğlu sandığımız kadar üstün değil ve bugün çok asiyim.

Uydurmasyonları çocukluğumdan beri severim. Ama bu ara pinterest’e olan aşkımla iyice fokurdamış bulunmaktayım. Kendime sahilde kitabımı alıp kafa dinlemeye gitttiğim zaman (ki hiç yapmadım sadece sunuşu güzel olsun diye hava yapıyorum şu an) ıvır zıvırımı toplamak için şirin bi torba yaptım. Hadi sizde yapın çok tatlı.

Öptüm, sed.

Bir mektup

Kimsin, nesin bilmiyorum. Belki beni yıkmak için girmeye çalıştın hayatıma, belki sadece bir şizofrensin. Ama;

- Evlilikten ettiğim nefreti yok ettiğin ve beni evliliğe hazırladığın için

- Bebek sahibi olmanın ürkünçlüğünü içimde yok ettiğin, aslında çocuklardan nefret ettiğimi değil asla çocuk sahibi olmayacağımı sandığım beni içten kemiren duyguları sildiğin için

- Güven problemimin sebebini karşı taraf sanarken sen ve senin gibileri seçenin ben olduğumu ve problemin benden kaynaklandığını gösterdiğin için

- Eski seda yıllar önce öldüğü halde onu tekrar diriltiğin, kendini düşünen bencil bir insandan öte karşılığına kendimi yani fedakar, özverili seda’yı geri getirdiğin için

- Yaşadığım kötü şeylere rağmen hayatına manik bir şekilde devam eden sedanın aslında bastırdığı üzüntüleri hastalıklıca ortaya çıkardığını, güçlü değil sadece pişkin olduğunu gösterdiğin için ve asıl olması gereken başıma gelenleri hiç olmamış gibi varsaymak değil, kabullenerek yoluma devam etmem gerektiğini öğrettiğin için

- Bu zamana kadar mükemmel bir profil istediğim için insanları elediğimin yanlış olduğunu, mükemmel bir insan olarak kendini bana tanıtıp, herşeyinin yalan olduğunu göstererek böyle bir insanın varolmayacağını gösterip artık armudun sapı üzümün çöpü diyerek hayatıma devam etmememi sağladığın için

- Hayatımı düzene soktuğun için

-Sigarayı asla bırakamam dememe rağmen senelerce  önemli bir sebebe bırakabileceğimi anlamamı sağladığın için

- Evlenirsem bunalmayacağımı tam tersine neşeli yapım itibariyle çok da mutlu olacağımı gösterdiğin için

- Tekrar bir erkekle dost gibi, ana baba gibi, tek, bütün olarak aşk yaşayabileceğimi, “asla bi daha olmaz” diye diretmeme rağmen bunun mümkün olduğunu gösterdiğin için

- Asla ağlayamama sebebimin duygusuzluğumdan değil değmeyeceğini bildiğim için yapamadığımı anlamamı sağladığın için

teşekkür ederim.

Amacına ulaşamadığın içinse ÖZÜR DİLERİM

Sevgiler,

Sed.

Odamı ve dolabımı nasıl düzenledim

Kızlar bahar geldi. Sizde benim gibi “dolabım yetmiyooğğğr”culardansanız dolabımda yaptığım ufak değişiklik hoşunuza gidebilir. 4 kapılı bir dolabım var, eskidir. 4Kapılı dolabımın yanında yukarıdan monte 4 kapılı yarım dolabım daha var.

Büyük dolaplarımın hepsi borulu ve 3’er adet alt çekmeceleri olan klasik bir dolaptı fakat asılıcaklar kadar katlanacak da bir sürü şey olduğu için bir türlü sığışamıyordum. Çantalar deseniz alt alta üst üste bir yerlerde. O sebeple tam yeni dolap alayım artık derken aklıma böyle bir fikir geldi ve sizlerle paylaşmaya karar verdim. Üstteki boruları en arkaya çaktırıp 2 dolabıma da açık raf koydum. Borulara da fotoğrafta göreceğiniz gibi şallarımı astım. İlk kata gözlüklerim değerli eşyalarım vs için küçük bir kasa koydum ve alt raflara t-shirtlerimi katlamaya başladım.

İki dolabımında üst boruları şallarım için anca yetti. Tanıyanlar iyi bilirler yaz-kış şal takmazsan ölürüm. 

Daha iyi bir şekilde görebilmek için ışık bağlatmaya karar verdim. Sonra www.bitenekadar.com da baya cüzi bi fiyata gördüğüm bu ışıkları denemeye karar verdim ve çok memnun kaldım. Dolabın tavan kısmına yapıştırıp bu sorunumu çözdüm. Alt fotoğrafta diğer dolabımdan görüntülediğim ışığı inceleyebilirsiniz =) Çok değişik bişi değil ama ışık ve işimi görüyor. Ben her dolaba tek koydum Işıl ışıl görmek isteyen 3’er tane falan alabilir zaten.

Çok fazla kot giymem o sebeplere kotlarımı ve bu senenin modası renkli pantalonlarımı asıp yer tutması yerine onları da bu şekilde katlayarak koydum 

2 dolabımında en alt kısmına çantalarımı yerleştirdim. Bir dolaptan görüntü:

4 kapılı dolabımın son hali böyle oldu 

Geriye sık kullandığım kareli rahat gömleklerim ve elbiselerim kalmıştı. İlk fotoğrafta sağda yukarda olan 4 kapılı dolaplara aşağı çekilen borular yerleştirttim ve bütün asılacaklarımı oraya koydum. Bir dolaptan görüntü. Nasıl asmışım ama =) Ev kadını olmaz benden biliyorum susun =)

Dolabım bitti. büyük dolaplardan çıkardığım 3 çekmeceli elimden kalan adını unuttuğum ama birazdan fotoğrafını göreceğiniz şeyi tuvalet masası olarak kullanmaya karar verdim. Ojelerim makyaj malzemelerin vs vs lerim kutu kutudur hep. Biraz kadın olayım artık BİR TUVALET MASAM OLSUN  diye onun çekmecelerine iç çamaşırlarını pijamaları vs leri koydum. Üstte de kremlerim parfümlerim vs vs. Fotoğrafta gördüğünüz gibi…

Odamda en çok vakit geçirdiğim yer tabiki de televizyonun karışındaki yatağım. Geçen sene yatağım ve tv nin olduğu yeri görsel olarak ayırmak istediğimde bu koyduğum boncuklar çok hoşuma gitti hala bıkmadım kendimi süslü inimde hissediyorum orada. Dvd ipad tv ve köpeğim meymen burdan hiç çıkmayı sevmiyoruz.

Çalışma masamın karşısında şu an üstü dağınık olduğu için çekmediğim turuncu üçlü koltuğuma yaptırdığım renk renk yuvarlak yastıkları yatağımın üstünde kullanıyorum. Açıkçası koltukta pek vakit geçirmiyorum. Ya gelen arkadaşlarım orada yatıyor ya da gece yanımda sıkılan meymen. O sebeple daha çok kullandığım yerde yastıklarla boğuşarak tv izlemek daha hoşama gidiyor.

EVEET size göstericeklerim bitti. Benim gibi boğuşan arkadaşlar varsa ve bunları beğendilerse söylemek isterim ki çok rahat ve kullanışlı aynı zamanda bence şık. 

Hepinizi öper yazlıkları çıkarırken sabırlar dilerim.